Bankacıların dramı…

bankalarİş bulunacak sektör açısından çaresiz kalan bir çıtır üniversite mezunu,
umutsuzca bankaların ilanlarına sarılır. İlk düşündüğünde aklına takım
elbiseli, müşterilerle hoş geldin beş gittin dediği, parayı yönettiği, ciks
bir iş hayatı gelir.

Harıl harıl sınavlara çalışır, sınavlar başarının yüzde kaçıdır muammasında
bir de mülakatlarla boğuşur. Yetmez bir de eğitim sonunda sınava alınır.

Sonra başlar atama heyecanları.

Askeriyedeki dağıtım misali şube tayinleri çıkarılır.

Şubede ilk gün, ilerleyen zamanlarda kanlı bıçaklı olacağı, saman altından
suyunu yürütecek olan ve ayağını kaydırmak için bin dalavere çevireceği
insanlarla bir anda can ciğer kuzu sarması misali dost olur. Günler geçer
haftalar geçer.

Memnundur hayatından yeni yetme bankacı arkadaşımız. (şimdilik)

Ama bir bakar ki, bu işte bir iş var 🙂

Tamam, takım elbise tuttu. E başka?

Müşteriler pek hoş gelmiyor, gelen de beş gitmiyor.

Parayı yönettiği falan yok, para onu yönetir hale geliyor.

Aşağı in müşteriye bin dil dök, yukarı çık müdüre bin dil dök.

Bir de bölge müdürlükleri var tabi.

Onlara verilecek hesaplar çok.

Yetmez tabi bu çile. Bir de hedefler verilir.

Filanca sürede bilmem kaç yüz milyar para istenir.

Bu süre genellikle aylar ile sınırlıdır.

Para mı sadece?

Tabi ki hayır.

Her ay verilen yüzlerce kredi kartı satışı hedefi, sigorta satış hedefleri
ve bilumum gereksiz ürün satış baskıları.

Bize 2 ayda 400 kredi kartı hedefi verilmişti.

Sat satabilirsen, satamazsan sen bilirsin.

Terfi döneminde kimseden medet umma.

Prim mi? Banka efsanelerine göre üç beş milyar prim alan vardır

ama derecede olan arkadaşlarım vardı.

En yükseğinin aldığı prim, maaşı kadar bile değildi.

Maaşı mı?

Yok, söylemiyim, alay konusu olmasın 🙂

Gördüğü para fazladır evet ama kazandığı değil.

Eskisi kadar bir karizması kalmamıştır bankaların artık.

Bu kadar düzen bozukluğu içerisinde doğal olarak bankalar da nasibini
almıştır.

Müşteriye hizmet anlayışını, müşteriye satış olarak değiştirmiştir.

Memnuniyet yasaları, müşterilerin gördüğü kısımdır.

Satış yasaları, memnuniyetin içine tükürüldüğü bir rezalet senaryosudur.

5’te paydos sandığı bankacılık, yavaş yavaş burnundan gelmeye başlar.

Görür ki, beşte işten çıkmak sadece dizilerdeki bankacıların hayatı.

Ben 23.30 da çıktığımı bilirim.

Mesai ücreti mi dediniz?

Yok, öyle bir şey 🙂

Reklâmlardaki gülen yüzlü bankacılar,

Aslında ajansların tuttuğu,

gerçek bankacının bir ayda kazandığını iki veya üç günde kazandığı

Ve

bunun mutluluğuyla gülümseyen yüzlerdir aslında.

Yani gerçekten bankacılık yapsalar sanırım bu kadar gülemezler.

Bütün gününü para sayarak geçiren gişe yetkililerimiz,

Küresel tabir ile TELLER arkadaşlarımız.

Onların çilesi enteresandır.

Müşteri kaprisi her çalışma ortamında vardır ama buradakilerin ki biraz
farklı oluyor nedense.

Bir süre gişede çalıştığım için biliyorum.

Oradaki anılar zaten bunalım dolu ama güzel şeyler de yok değil.

İnsan gibi insanlarla çalıştığınız sürece yani.

Adını anmaktan bile hicap duyduğum bir müşterimiz vardı.

Kocasının parasıyla bütün bankayı satın alacağını düşünen bir adet 45’lik
kokoş diyelim 🙂

İnanın bunlardan üç beş tane yok.

Yeryüzüne özel olarak dağıtılmış,

asli görevleri panter desenli çanta, aynı desende bluzları ve sonradan
boyanan süpürge sapı gibi sarı saçları ile insanların göz zevkini bozmanın
yanı sıra,

sinirlerini de darma duman etmektir.

Hayatımda ilk defa gördüğüm biri bana gelip, 10 milyar ver bana dediğinde
ondan kimlik istemenin çok doğal bir durum olduğunu düşünürdüm.

Yanlış düşünüyormuşum. İnsanların parasını korumak saçma geliyor
bazılarına.

“SEN KİMSİN DE BENİM KİMLİĞİMİ SORUYORSUN BEN BU BANKANIN VIP
MÜŞTERİSİYİM.”

Diye o uzunnnnn, gözümün içine gireceğini sandığım iğrenç cıvıklıkta
kırmızı ojeli tırnaklarını sallaya sallaya edilen tehditler.

Onların parası, bizim kovulmamıza sebep olabiliyor.

Hele ki insanlara sıra numarası almalarını söylemek ayrı bir eziyet.

Herkes kendisini bankanın en saygın müşterisi sanmaktadır.

Efendim,

“1 ytl’si olana da 1000 ytl’si olana da aynı hizmet”

dedikleri olay sadece bir reklâm.

Üzerine düşülmesi gereken bir durum değil yani 🙂

O tür hizmeti banka değil, sadece benim gibi “Olsun, para değil nezaket
önemlidir” diye düşünen ama bu düşüncesinin kendisine para kazandırmadığı
lâkin buna rağmen direten ziyan olmuş kişiler verir.

Müşteri gelir,

“Sıra numaranızı görebilir miyim?”

dersiniz ve bir de bakmışsınız ki,

o kültürlü okumuş insan sandığınız kişi meğer ki sandığınız gibi biri
değilmiş.

“SEN KENDİNİ NE ZANNEDİYORSUN, BU BANKA BENİM YATIRDIĞIM PARAYLA ÇARKINI
DÖNDÜRÜYOR. NE SIRASI NE NUMARASI?”

He bir de olayın şöyle bir boyutu mevcut.

O kişiden numara almazsanız, yani sırası olmadığı halde işlem yaparsanız ki
yapıyorsunuz mecburen çünkü yöneticiniz mecbur kılıyor,

Bu defa diğer müşterilerin gazabına uğrarsınız.

Şikayet edildiğiniz zaman da banka kurallarına aykırı davranıştan uyarı
alırsınız ama banka kurallarına uymaya çalışırsanız da müdürünüzden tehdit
alırsınız.

Bir de bu kimliğini sorduğunuz, sıra numarası istediğiniz insanlar sizi
şikâyet ederler.

Siz sanırsınız ki

“BEN GÖREVİMİ YAPTIM, BANKA BENİ SUÇLAYAMAZ”

Sandığınızla kalırsınız sadece.

Ben bu iki müşteri yüzünden sözlü uyarı aldım. Numara istediğim beyefendi
bütün parasını çekmeye kalktı, kendisinden numara istediğim için,
başkalarının hakkını korumaya çalıştığım için. Hanımefendi de “Ne güzel
benim param güvende” diye düşünmek yerine “Beni nasıl tanımaz” derdinde.
Sonunda kabak benim başıma patladı. Ayrıca bu ikisi her gün gelen tipler.
Bu ikisinden de sadece iki tane yok.

Günde 20-30 kişi en az böyle davranıyor.

Hele kimisinin getirdiği çek karşılıksız çıkar.

Sanki çeki bankacı kesmiş. Git bu çeki verenle kavga et.

Ama yok, karşısında her an hakarete hazır nazır bekleyen bir günah keçisi
var nasıl olsa.

Çekin karşılığının olmamasının tek sorumlusu, bankacı.

Bir de o çeki yazdırma çilesi.

Siz çeki yazdırmadan önce çek sahibini ararsınız bir bankacı olarak bilgisi
olmasını istersiniz ama bir de bakmışsınız ki tehditle karşılaşmışsınız.

“O ÇEK YAZILIRSA BÜTÜN PARAMI ÇEKERİM BANKANIZDAN”

Çeki yazmazsam da karşımdaki adam kravatımı çekmeyi planlıyor o da ayrı bir
husus.

Hayır olayın şu boyutu var ki çeki ben değil, çeki verdiğiniz kişi
yazdırmak istiyor.

Banka yazmaya mecbur efendim 🙂 Bu durumda çare bulamamak da
başarısızlıktır üstlerinize göre.

Ne emmeye ne gömmeye lafı burada anlam kazanıyor işte.

Kendi cebimden versem çekin karşılığını terfi eder miyim acaba 🙂

Bankamızın sistemindeki saçmalık yüzünden çok ciddi anlamda mağdur olan bir
müşteri

Ve

Onunla ilgilenmeye çalışan bir adet Yusuf 🙂

“Sen kendi işine bak kimsin ki ona yardım edeceksin”

İmalarında bulunan bir adet yönetici 🙂

Her aradığında benimle görüşmek isteyen, çünkü benden başka kimsenin yüzüne
bakmadığı, bankamızın eskiden zenginlerinden olan ancak iflas edince herkes
gibi bizimde vur beline kazmayı dediğimiz kibar mı kibar bir müşteri.

O an cebimde para olsaydı harbiden çıkarıp adama vermek isterdim,

Çünkü sadece 2 günü kalmıştı.

Onu uğrattığımız zarardan utanan da yoktu tabi.

Vallahi şunu söyleyeyim, kimse hak hukuk vaazları vermemeli.

Kimsenin kimsenin hakkına saygı duyduğu falan yok. Herkes ÖNCE BEN diyor.

Bu tür kurumsal firmalar, ülkemizin kültür mozaiğini oluşturuyor aslında.

Kültürden kastım farklı kökenler değil, farklı karakterler.

İki kere yüzüne güldün samimi davrandın diye

kızlarımızı akşam kapı önlerinden almaya çalışanlar.

Dışarıda kabul etmeyince çıkarcı gözüyle bakanlar.

Kendimizi mi koruyalım, kızları mı belli değil.

Bankacılık da zor iştir açıkçası.

Hele bir banka var ki ahhhhh ahhhhh. “Vurun kahpeye” misali çalışan,

Sömürdükçe sömüren.

İki cihanda şikâyetçi olacağım yönetiminden 🙂

Eğitimde beraber bin türlü pembe umutla başladığımız arkadaşlarımla bir
süre sonra farklı umutlar beslemeye başladık.

“Sözleşme süresi dolsa da istifa etsek”

Doldu ama yine istifa edemiyorsun çünkü iş yok 🙂

Çok sevdiğim bir arkadaşımın babası komaya girdi hastaneye kaldırıldı.

Kız babasının yanına gidecek. Müdürü kızın eline sigorta formları
sıkıştırmaya çalışıyor.

Kız, “Ben hastaneye gidiyorum babam komada” diyor.

Müdür ise “İyi işte gidince hastahenedeki personele satarsın” diyor.

Kız hüngür hüngür ağlıyor.

Müdürünüz felaket ise yandınız. Benim müdürüm yüzünden 8 ayda 12 kişi
istifasını verdi.

O banka sitelerindeki insan kaynakları modülünde bulunan ÇALIŞAN
MEMNUNİYETİ tarzı saçmalıklara pek inanmayın. Külliyen yalan.

Tamam, özel sigortanız var ona sözüm yok ama sadece o kadar.

Onu da zaten senelik 800 liraya yapabiliyorsunuz 🙂

Yani bankacılığa klâs iş gözüyle bakmayın sakın, hiç alakası yok.

Zira hosteslikten pek farkı yoktur.

Zengin hizmetçiliği derler hostesliğe.

Bankacılıkta yaverliği oluyor sanırsam.

Bankacı arkadaşlar alınmasın kızmasın darılmasın.

Ben de bu işin içinden geldiğim için yaşadıklarımdan çıkardığım sonuçları
yazıyorum.

Mamafih işin aslı şu ki,

olayın banka ile çağrı merkezi ile veya diğer iş kolları ile pek bir
alakası yok.

Hizmet sektörünün cilveleri bunlar.

Tabi ki olay sadece müşteride bitmiyor. Ama yabancı tanıdıklarım da var ama
inanın beşeri ilişkilerde bizden daha ustalar.

Samimiyet sıcaklık falan tamam iyiyiz ama nezaket de dibe vurmuş
durumdayız.

Şimdiye kadar ki hizmet sektörü tecrübesinden edindiğim sonuç şu ki;

HİZMET SEKTÖRÜ BİR DÜĞÜN GİBİDİR.

NE YAPARSANIZ YAPIN KİMSEYİ MEMNUN EDEMEZSİNİZ.

PATRON PARA KAZANIR, MÜŞTERİ HİZMET ALIR.

HAKARET VE DÜŞÜK MAAŞ ÇALIŞANA KALIR.

Bir Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir